
Doçentlik Başvurularında Ulusal ve Uluslararası Yayın Beyanı Sorunu
Doçentlik başvurularında bir yayının hangi bölümde beyan edilmesi gerektiği önemli bir konu olmakla özellikle hem ulusal hem uluslararası indekslerde taranan yayınlar bakımından adaylar problem yaşayabilmektedir. Bu anlamda çalışmanın yer aldığı derginin aynı anda ULAKBİM TR Dizin gibi ulusal bir indeks ile Web of Science, Scopus veya ilgili alan bakımından kabul edilen diğer indekslerde taranması, söz konusu yayının doçentlik beyannamesinde hangi başlık altında gösterileceği konusunda tereddütlere ve beraberinde sorunlara yol açabilmektedir.
Buradaki temel sorun, genel olarak bir yayının nasıl beyan edileceği değil; aynı yayının birden fazla indeks niteliğine sahip olması halinde hangi kategoride beyan edileceğidir. Bu durum, adayların hangi kategoriyi esas almaları gerektiği ve aynı yayının farklı başvuru dönemlerinde farklı bölümlerde beyan edilip edilemeyeceği konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Bu karmaşanın, bazı adayların beyan tercihlerinin jüri üyeleri tarafından yanlış yorumlanmasına ve etik ihlal iddialarıyla karşı karşıya kalmasına yol açabildiği görülmektedir.
Bir Derginin Hem Ulusal Hem Uluslararası İndekslerde Taranması Ne Anlama Gelir?
Günümüzde pek çok akademisyen, çalışmalarını bilimsel niteliği yüksek, görünürlüğü fazla ve geniş indeks aralığına sahip dergilere göndermeyi tercih etmektedir. Bu kapsamda bazı dergiler hem ULAKBİM TR Dizin kapsamında ulusal nitelik taşımakta hem de Web of Science, Scopus veya alan bakımından kabul edilen DOAJ, EBSCO, ASOS, DRJI vb. uluslararası veya alan indekslerinde taranabilmektedir.
Bu durum bilimsel yayıncılık bakımından olağan ve hatta olumlu bir göstergedir. Zira bir derginin birden fazla saygın indekste taranıyor olması;
- Derginin bilimsel kalite standartlarını karşıladığını,
- Arama ve indeks veritabanlarında görünür olduğunu,
- Tanınan ve kendini belirli anlamda ispatlamış olduğunu göstermektedir.
Ancak tam da bu noktada, söz konusu bu nitelikte dergilerde yayımlanan makalelerin doçentlik başvurularında hangi bölümde beyan edileceği hususu tartışma konusu olabilmekte ve adaylarda kafa karışıklığına sebebiyet verebilmektedir. Daha da ötesi adayların tercihlerinin jüri üyeleri tarafından yanlış yorumlanarak etik ihlal iddialarına maruz kalmalarına yol açabilmektedir.
Doçentlik Beyannamesinde Hem Ulusal Hem Uluslararası İndekslerde Taranan Yayınlar Hangi Bölümde Beyan Edilir?
Hem ulusal hem uluslararası indekslerde taranan yayınların doçentlik beyannamesinde hangi bölümde beyan edileceği konusunda belirleyici olan, yayının hangi kategoriye daha uygun olduğuna ilişkin adayın değerlendirmesidir. İlgili düzenlemeler, mevzuat hükümleri ve ÜAK uygulamaları birlikte değerlendirildiğinde, adayın bir yayını ilgili bölümün şartlarını sağladığını düşündüğü kategoride beyan etmesi mümkündür. Bu çerçevede, bir yayın hem ulusal hem de uluslararası indekslerde taranıyorsa, adayın bu yayını:
- Aynı başvuru içinde birden fazla kez puanlamamak şartıyla,
- Başvuru kriterlerine en uygun gördüğü bölümde,
- Puan ihtiyacını baz alarak beyan etmesi mümkündür ve bunun önünde hukuki bir engel yoktur.
Hangi yayının hangi bölümde beyan edileceği hususunda takdir yetkisinin adaya ait olduğu bizzat ÜAK tarafından yayımlanan kılavuzlarda ifade edilmektedir.
Aynı Yayının Farklı Doçentlik Başvurularında Farklı Bölümlerde Beyan Edilmesi Mümkün müdür?
Aynı çerçevede uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri de adayların farklı doçentlik başvuru dönemlerinde aynı yayını farklı bölümlerde beyan etmelerinin etik ihlal olarak değerlendirilmesidir. Örneğin, bir adayın 2023 Ekim döneminde aynı çalışmasını ulusal makale bölümünde (2.a) beyan etmesi, ancak 2025 yılında yeniden yaptığı başvuruda aynı yayını uluslararası makale bölümünde (1.d) göstermesi, bazı jüri üyeleri tarafından “yanlış beyan etik ihlali” iddiasına konu edilebilmektedir.
Oysa bu durum; etik ihlal, tekrar yayım veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma olarak nitelendirilemeyecek olup, bu durumda beyanlama farkına bağlı olarak adayın puanının artıp azalması da durumu değiştirmeyecektir. Zira aday:
- Aynı yayını aynı başvuru içinde mükerrer şekilde puanlamamakta,
- Jüri üyelerini yanıltarak haksız menfaat sağlamamakta,
- Yalnızca farklı başvuru dönemlerinde, değişen başvuru şartlarına ve puan ihtiyaçlarına göre beyan tercihini revize etmektedir.
Jüri Üyesi Yanlış Beyan Gerekçesiyle Adayı Etik Komisyona Sevk Edebilir mi?
Bu noktada açıkça ifade edilmelidir ki; jüri üyesinin, yalnızca bir yayının farklı başvuru dönemlerinde farklı bölümlerde beyan edilmiş olması gerekçesiyle adayı etik ihlal iddiasıyla etik komisyona sevk etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu noktada dikkate alınacak temel düzenleme ÜAK Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi‘dir. İlgili yönerge uyarınca etik ihlallerin neler olduğu sınırlı sayıda (numerus clausus) olarak ortaya konulmuş olup, bir etik ihlalden söz edilebilmesi için:
- Mükerrer puanlama,
- Gerçeğe aykırı beyanda bulunma,
- Tekrar yayım veya intihal gibi açık ve somut fiillerin varlığı gerekmektedir.
Buna karşın adayın beyan takdirine giren hususların etik ihlal kapsamında değerlendirilmesi hukuka aykırı olup, aksi durumda hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleri zedelenecektir. Ancak burada altı çizilmesi gereken temel koşul şudur: Adayın, aynı yayını aynı başvuru dosyası içinde birden fazla kez puanlayarak mükerrer beyanda bulunmaması gerekir. Bu koşulun sağlandığı durumlarda, çalışma ilgili bölümde beyan edildiği müddetçe başvurunun olumsuz değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir.
Doçentlik Başvurularında Yayın Beyanı: Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Sonuç olarak, hem ulusal hem de uluslararası indekslerde taranan yayınların doçentlik başvurusunda hangi bölümde beyan edileceği hususunda nihai takdir yetkisi adaya aittir. Jüri üyelerinin bu konuda subjektif değerlendirmelerle etik ihlal iddiasında bulunması yahut doğrudan bir etik ihlal fiiliyle bağdaştırmaksızın etik ihlal raporu düzenlemesi kabul edilebilir değildir.
Bu tür iddialarla karşılaşan adayların, yürürlükteki doçentlik kriterleri ve bilimsel araştırma ve yayın etiği mevzuatı çerçevesinde ayrıntılı ve doyurucu savunmalar sunmaları, sürecin aday lehine sonuçlanmasını sağlayacaktır. Bununla birlikte, her somut olayın aday bazında farklılık gösterebilmesi nedeniyle, başvuru sürecinde ve iddialarla karşı karşıya kalınması durumunda sürecin bir hukukçu/avukat marifetiyle yürütülmesi, olası hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından kritik önem taşımaktadır.



